3 Ocak 2014 Cuma

DIY- BOYUNLUK, ATKI (KOLDA ÖRME)

Yeni bir DIY projesi ile daha karşınızdayım. Bugün okuma listemde olan blogları gezerken bu boyunluk modelini ve yapılışını gördüm. Hemen soluğu tuhafiyede alıp iplerimi aldım ve ben de ördüm. Oldukça basit, tığ, şiş vs. kullanmadan kolunuzla örüyorsunuz. Yarım saatte deniyor ama benim ki 45 dk. felan sürdü.

Soğuk kış günlerinde hoş olur diye düşündüm ve sizlerle de paylaşmak istedim.



Resimlerde pek net değil sanırım ama size bu fikri aldığım bloğun linkini veriyorum, orada daha net görebilirsiniz.

Esen kalın :)


26 Aralık 2013 Perşembe

YENİ KİTAPLARIM

Kitaplarımı genellikle kitapçılardan ve sahaflardan alırım. Internetten de almışlığım olmuştur. Ama ilk kez bir siteye üye olup bu kadar çok kitap aldım. www.kitapyurdu.com'dan cumartesi sipariş ettiğim kitaplar bugün elime ulaştı. Okuduktan sonra sizlerle yorumlarımı paylaşacağım kitaplar aşağıdakilerdir.




Şimdilik hoşçakalın.

25 Aralık 2013 Çarşamba

ŞAİRİN ROMANI - MURATHAN MUNGAN

Bir kitap sever, okur, yorumlar olarak ben, Murathan Mungan'ı okumakta geç kalmışım. Tesadüfen elime aldığım bu kitabı okurken, herhalde yazarın kurduğu sanal dünyaya bir seyahat yaptım, bir yandan sonu ne olacak diye merak ederken diğer yandan sona yaklaştığım için üzülüyordum... Bende bu hissi uyandıran sadece birkaç kitap vardır. Açıkçası beni böyle etkilemesini beklemiyordum. Murathan Mungan'ın şair yönünü düşündükçe aslında cafcaflı cümlelerle nasıl bu kalınlıkla bir kitabı doldurabilir diye düşünmüştüm. Ama kitabın hikayesi değil de anlatımı şiir gibi olunca, şiir tadında bir roman çıkarmış ortaya.

Neresinden başlasam bilemiyorum, öncelikle kitapta Anakara'ya bağlı olan değişik şehirlerde geçiyor olay. Şehirlerin ismi gibi karakterlerin ismi de çok değişik; Odragend, Dohanara, Samarakad vb şehirlerde, Bendag, Mootah, Ulsangeyma, Zeey, Tagan, Gamenn, Agabu vb, kişilerin hikayeleri anlatılıyor.

Benim en hoşuma giden şey (belki size garip gelebilir ama) ben Avşar'ım, belki daha önce bahsetmiştim. Bizim Avşarlarda kullanılan ve başka hiç kimseden duymadığım bazı kelimelerin burada kullanılmış olması. Mesela dulda, yekinmek, gönenmek gibi. Bir yerde de tilmiz kelimesini kullanmış ki bu kelime de Arapça öğrenci demek. (Arapça öğretmeni olunca tabi hemen dikkatimi çekti, algıda seçicilik :))))  

Kitabın hikayesini tabii ki anlatmayacağım burada ancak en beğendiğim yerlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

* Kendi seçimlerimiz sonucunda olup bitenler rasgele başımıza gelenlerden daha çok sızlatır içimizi. İnsanın kendine karşı çaresizliği diğer çaresizliklere benzemez.

* Mutluluk benim için hiçbir zaman önemli bir kavram olmadı. Daha çok rastlantı gibi yaşadım mutluluğu. Kısa anların hediyesi gibi. Yaşamın karşıma çıkardığı bazı anlar benim için mutluluk demekti , o kadar...

* Aşka hazır olmayanlar aşka tutulduklarında, ne yapacaklarını tam olarak bilemezler. Onların aşkında kaçınılmaz sonu hazırlayan tuzaklar çok daha kolay barınır. Her ne kadar aşk genç kalplerin işi olsa da, aşkı yaşamak tecrübeyle kazanılmış donanım ister. Gençken kolay sahip olunamayacak bir donanım. Ne yaman çelişki değil mi?

* Kendisine saklanmayı bilmeyen insanlar başkalarına kolay av olurlardı.

* Suyun konduğu kabın şeklini alması gibi bazı ruhlarda içine kondukları bedenin özelliklerini alırlar. Bazı insanların çirkinliğinde aynı zamanda onların ruhlarını görebilmemiz bundandır.

* Başarı ne demekse artık! Her insanı başarılı  olmaya mahkum eden bu anlayışı hiç insani bulmadığımı da söylemeliyim ayrıca. Başarısızlık da bizler içindir, insanlar için, kenarda kalmışlar için, ikinci çocuklar için... Gölgedekiler için.

Biraz daha yazarsam kitaba haksızlık olur sanırım. Alınası ve okunası bir kitap, hem bir kez de değil biraz ara verilip tekrar okunabilecek bir kitap.

Yazar bu kitabı 15 yılda hazırlamış, emeğine sağlık diyorum ve şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum 

24 Aralık 2013 Salı

HİCAZ HUMAYUN PEŞREV

Barbaros Hocamla bir peşrev daha geçtik. Umarım beğenirsiniz.


Veli Dede'den Hicaz Hümayün Peşrev.

8 Aralık 2013 Pazar

İZMİRLİLER YAŞADI

Hayat İzmirliye güzel valla ! Hem cennet gibi bir yer, denizi ayrı bir mavi, doğası ayrı bir yeşil, birçok ile göre daha hareketli fakat İstanbulla kıyaslanamayacak kadar rahat ve sakin. Zıtlıkların ayrı bir tat verdiği bir şehirdir İzmir bana göre.

Bugün neden İzmir hakkında bu kadar konuştum. Buralarda bulamayacağımız bir ayrıcalık daha var İzmir'de. Butik Pasta ve Kurabiye yapan bir arkadaşımız İzmirlilere muhteşem tatlar sunuyor. Düğün, nişan, doğum, doğum günü ve aklınıza gelebilecek her özel gün için size özel yapılan pasta ve kurabiyelerle o günü daha da özel hale getirebiliyorsunuz.

Birkaç resimle anlatayım isterseniz...







Aycan arkadaşımızın mailini sizlerle paylaşıyorum, Türkiye'nin her yerine Kurabiye gönderebiliyor aklınızda olsun.

Aycanatalay@yahoo.com

Afiyet olsun :)

20 Kasım 2013 Çarşamba

ADANA'DAKİ OLAY

Daha yeni haberlerde dinliyorum, Adana'da bir otobüs şöförü linç edilmiş, annesi de yazık evladından iyi haber bekliyor.

Olayın detayı ise şöyle BDP yandaşları yani çoğunlukla Kürt vatandaşlar, belediye otobüsüne koca koca taşlarla saldırıyorlar. O taşlardan biri otobüs şoförü Ali Köse'nin başına isabet ediyor, şoför hakimiyeti kaybedip 6 yaşında ki bir Kürt çocuğu eziyor. Bu sefer de çocuğun yakınları şoförü linç ediyor.

Be hey vicdansızlar, be hey vatan hainleri, be hey akılsızlar, beyinsizler, neden biriniz çıkıp da olayın ilk başına gidip de bu BDP yandaşlarının yaptıklarını kınamıyorsunuz, olaya onların sebep olduğunu neden anlayamıyorsunuz. 

8 Kasım 2013 Cuma

YABANCI YAZARLARIN BİLGİ EKSİKLİĞİ


Kasıtlı mı yapıyorlar yoksa gerçekten mi bilmiyorlar, tam kestiremesem de dikkatimi çektiği için sizlerle de paylaşmak istedim.



İlk olarak Dan Brown'un Cehennem adlı kitabından, sayfa 483, Ayasofya için " Burayı yeniden gören Langdon, İmparator Justinianos'un Ayasofya'yı tamamlayınca bir adım geri gidip gururla  'Süleyman, seni geçtim.' dediğini hatırladı."

Ayasofya MS. 532-537'de Bizans İmparatoru 1. Justinyen tarafından yapılmış. İstanbul'un Türkler tarafından fethi ise 1453, bakalım Kanuni Süleyman ne zaman tahta geçmiş 1520 'de.

Tabii şu alternatif de var burada bahsedilen Süleyman Peygamber mi? Hani şu hayvanların dilini konuşan. Hz. Süleyman MÖ. 970-928 tarihleri arasında krallık yaptığı yazıyor. Kudüs'te büyük bir Tapınak inşa ettirdiğine göre, Dan Brown'un da Yahudi yönü göze alınırsa bahsedilen Süleyman, Hz. Süleyman olmalı.

İkinci kitaba gelince Amin Maalouf'un Doğunun Limanları. Sayfa 8, "daha sonra dört yüz yıllık Osmanlı egemenliği,". Osmanlı 1299'da kurulmuş 1923'de ise Türkiye Cumhuriyeti olarak Osmanlı Devleti'ne son verilmiştir. Yani tam 624 yıl.

Bunlar çok büyük hatalar değil elbet, ya da bakışa göre değişir. Ama yazar açısından bakınca, kitapları tüm dünyada beğenilen, beğenilerek okunan yazarların biraz daha doğru ve net olmaları beklenir, değil mi?

Kitapların konusuna gelince onu da başka bir yazımda yazmayı planlıyorum. Esen kalın :))


2 Kasım 2013 Cumartesi

BENDEN SON HABERLER

Uzun zaman oldu yazmayalı. Yazmayı da özledim, bu kadar ara vermeyeceğim artık.

Çile dönemimi bitirdim, bitiren en önemli olay da ailecek geçirdiğimiz bir trafik kazası oldu. Aileme olan kırgınlığımdan dolayı bu yazı yalnız geçirmeyi tercih etmiştim biliyorsunuz. Kurban bayramında ailemin yanına gitmiştim, insan ailesine ne kadar kırgın kalabilir ki, herşeyi bir yana bırakıp bayramda ailemle birlikteydim.

Dayımın oğlunun düğünü için Adana'ya giderken feci bir kaza geçirdik. Mucizeydi kurtuluşumuz, can kaybı yoktu ama kaza psikolojisi fena. Hala etkisinden kurtulmuş değilim. 

En önemlisi de bir kazadan çıkarılabilecek bütün dersleri çıkarmış vaziyetteyim. Ne kadar önemliymiş başına bir iş geldiğinde eşinin, dostunun, akrabanın olması ve sana destek çıkması. 

Kazadan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi değil, bir anlamda ailecek hayata bakışımız değişti. Aslında hep beraber bu kazadan iyi anlamda çok şey kazandık. Birbirimizin değerini daha iyi anladık. Olabilecekleri düşünüp halimize şükrettik. Bu hayat dersi bize bir arabaya mal olsa bile iyi ki olmuş diyebiliyoruz.

Kazayla ilgili tek üzüldüğüm nokta 44 yıllık şoför olan babamın ilk kazasıydı. Hala kendini suçluyor. 

Bu acı tecrübeden sonra üzüldüğüm şeylere tekrar baktığımda artık eskisi kadar canımı acıtmadığını gördüm. İlginç. 


25 Ağustos 2013 Pazar

DIY - SAAT YAPTIM

Aslında saat yapmadım, evde kordunu kopmuş bir saat vardı ona kordon yaptım. Kağıt boncuklarla damla şeklindeki boncuklarla beraber. Kağıt boncukları da ben yaptım  bu arada :) Bakalım beğenecek misiniz?




Bir başka DIY projesinde görüşmek üzere esen kalın :)

18 Ağustos 2013 Pazar

ZUMBA

Başlığım biraz kısa ama en azından bu yazımda neden bahsedeceğimi açıklıyor.

Ortaokul ve lise dönemimde profesyonel lisanslı bir basketbolcuydum. Basketi bıraktıktan sonra uzunca bir süre kilo almadım. Öğretmen olduktan sonra da hızlı bir hayattan durağan bir hayata geçince hooooop gelsin kilolar. Artık buna dur demek için yaklaşık 4 senedir aralıklı olarak spor yapıyorum, salonlara gidiyorum. Zaman zaman aerobic, bazen de sadece alet çalışıyorum. Bu 4 yıl içinde ben gayet iyi sıkılaştım ve bol bol kas yaptım, 2-3 kilo verdim ve verdiğim kilonun iki katı inceldim.

Zumba benim bu alandaki son tecrübem oldu. Asla vazgeçmeyi de düşünmediğim, spordan da öte bir hobi. Batman'da kurs açılmıştı 2 ay devam ettim ve yaz tatiline girdik. Ama o kadar zevkli ki ben evde çalışmaya devam ettim. Bu arada şunu da söyleyeyim, 4 yıl boyunca verdiğim kilodan daha fazlasını verdim 2 ay içinde. Yazın da devam ederek daha da zayıfladım.

Şimdi size bir link vereceğim, bu ve benzeri birkaç video sayesinde 10 günde 2 kilo verdim. Video Beto Perez'e ait ki kendisi zaten Zumba'nın yaratıcısı imiş. Zumba'nın patenti de kendisinde. Videodan bahsedecek olursak da eğlenerek, dansederek gerçekten zayıflıyorsunuz. Evde kendi kendinize çalışabileceğiniz bir video. Sonra da bana dua edersiniz :))

http://www.dailymotion.com/video/xqbao7_cardio-party_sport

Kolay gelsin.

12 Temmuz 2013 Cuma

BİRAZ DA KİTAPLAR- ESKİ TATLAR





Uzun zamandır yazmak istediğim bir konuydu bu. Siz de arkında mısınız, kısa cümleler kurup, kısa anlamaya başladık, en düz, en kestirmeden konuşuyoruz artık. Hayatımızı kolaylaştıran o kadar teknolojinin kazandırdığı zamanı hızlı yaşamaya, hızlı ve düz konuşmaya harcıyoruz. İşin ilginç tarafı yazarlarımız da kısa ve düz cümleler kurmaya  başladı.

Çocukluğumda Reşat Nuri Güntekin, Hüseyin Rahmi Gürpınar okumuş biri olarak o kitaplardaki lezzeti yeniden hatırlamak amacıyla kütüphaneme eski yazarlarımız serisini eklemeyi ve okumayı düşündüm.

Bu yazımda da özellikle bahsedeceğim kitap Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü. Eski romanların lezzetini özleyenler için bilhassa önereceğim bir kitap. Kitabın arkasında yazan tanıtım yazısını bir kısmını size aynen aktarıyorum : " Romanları zengin hayat hikayesinden taşarak Türkiye meselelerine kendine has yorumlar getirir. Medeniyet değiştirme girişimlerinin insanımızı soktuğu çıkmazları araştırırken yaptığı tahliller, insanımız ve toplum yapımız açısından dikkate değer hükümler taşır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü toplumumuzun bu değişme süreci içindeki durumunu, fertten yola çıkarak topluma varan teknikle anlatıyor."

Ben bu kitabı okurken o kadar eğlendim ki, mizah denen şeyi bir romana bu kadar naif bir şekilde katmak herhalde sadece o dönem yazarlarına ait bir yetenek. Gerçekten o dönem için yaptığı gerçekçi tespitlerle kitabı doldurmuş, okuyucuyu ise doyurmuş bir kitap. Uzun uzun cümleler okuyup, derinlemesine düşünüp, ince ve beklenmedik esprilerle karşılaşıp tebessüm etmek istiyorsanız bu kitap başta olmak üzere Bütün A. Hamdi Tanpınar serisini ve o dönem yazarlarını şiddetle tavsiye ediyorum. 

16 Haziran 2013 Pazar

BABAMA


Kız çocuğu için baba ilk kahraman, ilk modeldir. Benim babam bunun pek farkında değildi ama, pek çok baba gibi. Bugüne kadar yaşadığım bütün sıkıntıların müsebbibidir benim babam. Ben 12 yaşındayken bırakıp gittiğinde ne olduğunu anlamadan hayatın içine balıklama daldık ailecek. Belli bir yaşa gelene kadar arada geçen yılların nasıl geçtiğini anlamadık, ya da her gününü, her saatini üstüne basa basa yaşadık. Şimdi geçmişe dönüp baktığımda her ikisi de doğru geliyor bana. Hem o kadar uzakta, sanki hiç yaşanmamış gibi, hem de çok yakın, izlerini hala taşıdığım, bir sözden, bir şarkıdan bütün anıları birebir tekrar tekrar yaşadığım, gözlerimi yumup birkaç damla akıttığım olaylar silsilesi.

Babamın gidişi, daha doğrusu babam yaşarken babasız kalmam, benim iskeletimi oluşturuyor bir nevi. Şu anda nasıl bir insansam bunu babamın gidişine borçluyum (iyi veya kötü).

Aradan yıllar geçti, ben üniversiteyi bitirdim ve babam birden geri döndü. Affetmem kolay olmadı tabi, aslına bakarsanız hala cam kırıkları var içimde, bazen ummadığın anda acımasızca batan. Ama baba bu, düşündüm ki babama birşey olursa yerine koyabileceğim biri yok, alternatifi yok yani. Her insan hata yapar diyerek kabullendik dönüşünü.

Şimdi ise başımın tacıdır, ayağına taş değsin istemem. Allah başımızdan eksik etmesin diyorum. Bir kez daha babasız kalmaya dayanabileceğimi sanmıyorum. Ve bugün babalar günü, şu ömrü hayatımda babam için de birşeyler yazayım istedim.

Facebook'da dolaşan bir resim var altında da bir yazı;

"Savaşın ortasında komutansız kalmak gibidir babasız kalmak"

Hem resim çok etkiler beni hem de yazısı, hele baban varken babasız kalmak tarifsizdir. En iyi bildiğim, keşke hiç bilmeseydim dediğim duygudur. 

AĞLAMALARIM-2

Çile dönemim başladı sayılır, merakla ve heyecanla bekliyorum bu üç ayın bana neler katacağını, eğer aynı kalacaksam yazık bana. Bu kadar sıkıntıya, acıya değmeli çok şey değişmeli bende.Kendime ve geçmişime yapacağım bu Hac, umarım geleceğime başka bir bakış açısı getirecektir. Zaman zaman beliren sahnelerden, gözümün önüne gelen olaylardan kurtulmayı planlıyorum. İçinde kaybolduğum hüzün dönemlerinde "bak gördün mü senin hayatın hep böyleydi, hep acı içinde yaşadın ve yaşayacaksın" mutlu olduğum dönemlerde ise "fazla sevinme her an geçmişte yaşadıklarını tekrar yaşayabilirsin"diyen iç sesimden de kurtulmak istiyorum.

Ertelenmiş bir hayat yaşıyorum vesselam. Erteledim hep mutluluğu, sanki mutluluk hep elimdeymiş gibi; avuttum hep kendimi sonra, şundan sonra, şu da geçsin diye. Gelgelelim bir gün farkediyorsun ki geçen benim hayatımmış, solan hayallerim, biten ise ümitlerimmiş. Kalan ise sadece ben, yalnızca ben, yalnız ben. Benimle birlikte kalan hiçbir şey yokmuş, ailem bile kalmamış benim yanımda. Dost akraba hak getire zaten. Hangisine yanayım şimdi, geçmişime mi, geçmişte kaldığıma mı, yaşadıklarıma mı, yaşamadıklarıma mı, vazgeçtiklerime mi, vazgeçemediklerime mi? 

13 Haziran 2013 Perşembe

NİHAVENT - MİNİ MİNİ PEŞREV


Ud dersi aldığımdan bahsetmiş miydim size, evet Batman'da ud hocası bulamadığım için Kanuni Barbaros Hoca'da usul ve ritim dersi alıyorum. Bazen de bu şekilde düet! yapıyoruz.

Mini mini peşrev benim en sevdiğim peşrevler arasında, en yakın rakibi hicaz peşrev :) Umarım beğenirsiniz :)

11 Haziran 2013 Salı

AĞLAMALARIM-1

Ağlamalarım vardır benim, hıçkıra hıçkıra daha kabacası höyküre höyküre, dışardan duyulmayan, görülmeyen, kendimi paralarcasına ağlamalarım. Hep içimde kalırdı bunlar, anlatmazdım. Ama yazardım, eskiden daha sık yazardım hem de, bloga değil tabi başka yerlere. Sonra birden bu ağlamalarımı yazmayı bıraktım. Sebepsiz keşke bırakmasaymışım.

Bugünkü ağlamam "Kedi" üzerine. Hiç yavrulayan kediniz oldu mu? Olduysa daha iyi anlarsınız beni. Kediler yavruladıktan sonra belli bir müddet insan içine çıkartmazlar yavrularını. Taaa ki yavrular artık kendi ayakları üzerinde durana kadar. Yavru karnını doyurmak için annesine yaklaştığı zaman annesi yavruyu acımasızca tekmeler, süt vermez. Sanki artık büyüdün kendi yiyeceğini kendin bul bana bağlı kalma der gibi, bir nevi hayat dersi gibi.

Kayseri'de bu olayla alakalı olarak bir deyim kullanılır "Anası tepmiş" derler, korumasız, başının çaresine bakmak zorunda kalan, hiç bir destek görmeyen insanlar için.

Ha işte ben de tam anası tepmiş konumdayım. Biz iki kız üç oğlan, beş kardeşiz. Ama annemin sadece üç oğlu var. Erkek çocuklarının önemi ülkemizde malum ama biz de bu abartılmış durumda. Ablamla ben kendi kendimize büyümek, ayakta kalmak zorunda kaldık. Evimizin erkekleri de kız gibi yetişti bu yüzden, anneye sürekli bağlı, kendi kararlarını alamayan felan filan. Nazlıdırlar yani.

Üf neyse kendimi "sarı" bir kedi yavrusu gibi hissediyorum uzun zamandır. Lütfen dikkat edin sarı, daha korumasız, daha çabuk kirlenir diye belki. Bu çifte standarttan bıktım artık, bu yaz memlekete gitmiyorum bu yüzden. Batman'da üç ay bir çile dönemi başlıyor benim için. Allah yardım etsin, yalnızlığı severim ama bazen insanın sadece kendiyle kalması, kendini dinlemesi tehlikeli olabiliyor.

Neyse bir başka ağlamada görüşmek üzere...