9 Haziran 2012 Cumartesi

ANTALYA YOLCUSU KALMASIN

Okulu kapattık, karneleri verdik, yorucu bir yılın ardından tatili hakettik. Hatta ben biraz fazla hakettim sanırım. Neyse bu gece Antalya'ya uçuyoruz ev arkadaşımla 10 günlük bir tatil yapacaz. Tatil dönüşü görüşmek üzere.

Sevgiyle kalın....

24 Nisan 2012 Salı

GÜLLERİN EFENDİSİNE



Ben yazdım hep, hem burada hem başka yerlerde. Sana hiç yazmadım şimdiye kadar belki de yazamadım. Yazdıklarımda daha önemsiz değildin tabii ki, benim yazacaklarım önemsiz kalacaktı senin varlığının yanında. Sen ki Allah'ın en sevdiği kulu, alemlere rahmet, sen ki bu dünyanın varlığının sebebi; ne yazsam eksik kalacaktı. Şimdi bi cesaret dedim, ateşe su taşıyan karınca misali safım belli olsun diye geçtim bilgisayar başına. En samimi duygularımı yazıya dökmek için.

Ben de seni görmeden seven, sana tabii olan, bununla gurur duyan ümmetinden zavallı aciz bir kulum. Seni görmeden seven yüzlercesine eğitim veren bir öğretmenim. Bu Kutlu Haftayı, senin şefaatini kazanmak için ibadetlerle geçiren muazzam bir toplulukta bir noktayım. Ey Güllerin Efendisi seni görmeden bu kadar çok seven bizler seni görebilseydik ne yapardık. Yapılan ibadetler sana ulaştı mı? Haberdar mısın bu kadar sevildiğinden? Adın her anıldığında getirdiğimiz Salavatları duyuyor musun? Ne düşünüyorsun şimdi, sana layık bir ümmet miyiz biz? Her tarafımız sarılıyken küfürle, haramla, ihanetle, yalanla, şirkle ; en sevilenin sevdiğinin şefaatini kazanma çabamızı başarılı buluyor musun?

Yetmez değil mi? Biz şanssız kullarız, o kadar şey var ki bizi senden ayrı tutan. Birine takılmazsan diğerine mutlaka takılıyorsun. Ey Alemlere rahmet olan Efendim, sen bizim azımızı çok say. Allah'ın rızasını kazanmamız zorken senin de şefaatin olmazsa biz ne yaparız? İlle de ümmetim diyen sana güvenip açıyoruz ellerimizi ; bizi senden mahrum bırakma....

Es-salatu vesselamu aleyke ya Habiballah
Es-salatu vesselamu aleyke ya Nebi Allah

22 Nisan 2012 Pazar

HASANKEYF-MİDYAT-MARDİN

Dün son sınıf öğrencilerimizi moral olsun diye geziye götürdük. Onlara moral bize işkence oldu gerçi. Bu gezininen güzel tarafı gittiğimiz yerlerin büyüleyici oluşuydu. Size resimlerle anlatmaya çalışacağım.

 Mor Gabriel (Deyrulumur) Manastırı. 397 yılında yapılmış. Bu arada Mor Süryanicede Aziz demekmiş. Bu manastırın bulunduğu bölgeye Turabdin diyor Süryaniler. Anlamı da "Münzevilerin Dağı" demekmiş. İlk yapıldığı günden itibaren değişik adlarla anılmış Mor Gabriel manastırı ancak 7. yüzyılda yaşamış, değişik mucizeler göstermiş ve azizlik mertebesine yükselmiş Mor Gabriel'in adını almış. Manastır hala aktif olarak kullanılmakta, yani sadece turistik amaçla gezilmiyor. Manastırda inzivaya çekilen Hristiyanlar, rahipler ve rahibeler bulunmakta.






İbranice Arapça'ya benziyor, yazısı da aynı Arapça gibi sağdan sola doğru.


Süryaniler din adamlarını doğuya doğru oturarak veya ayakta defnederlermiş. Bunun sebebi Kıyamet günü Allah Doğu'dan görünecekmiş, Allah'ı karşılamak ve ona duydukları saygıyı göstermek içinmiş. Yukarıdaki mezar da Mor Gabriel'e aitmiş ve o da ayakta defnedilmiş. Hala ziyarete gelen bazı Hristiyanlar mezarından toprak alırmış bereket olsun diye.


Burası Midyat Konukevi.

Midyat'ın dar sokakları.

Geziyi öğrenciler için düzenlediğimizden, onları Aruklu Üniversitesine götürdük ve kısa bir tanıtım yaptık. Üniversitenin yeni binası inşa ediliyormuş burası seneye sadece rektörlük olarak kullanılacakmış.


Kasımıye Medresesi, Artukoğulları zamanında yapımına başlandığı ve Akkoyunlular döneminde Sultan Kasım'ın tamamladığı ve Sultan Kasım'ın bu medrese öldürüldüğü tahmin ediliyor. Bu yüzden bu adla anılıyor. İçinden akan bir çeşme var ve açık avlulu, iki katlı bir yapı.
Tadilat nedeniyle çok birşey göremedik. Avlusunda sergilenen Tıp ilmiyle ilgili panoların resmini çekebildim.





Şeyh Çabuk Cami, ismini Peygamber Efendimizin postası Şeyh Çabuk'dan almış. Şeyh Çabuk'un kabri bu camiinin içindedir.

Kırklar Kilisesi, Şehit Mar Behnan ve kızkardeşi Sara adına 6. yüzyılda yapılmış, Şeyh Çabuk Cami ve Kırklar Kilisesinin içinden görüntü alamadım malesef.

Mardin her tarafı tarih dolu inanılmaz büyülü bir şehir, bize rehberlik yapan öğretmen arkadaşımız Mardin'in daha ancak %20'sini görebildiğimiz söyledi. Bir güne sığımayacak kadar çok görülecek yeri var. Oraya gelen yabancı turistler en az 1 hafta kalıp doya doya geziyorlarmış.

21 Şubat 2012 Salı

FETİH 1453

Haftasonu yapılacak en güzel iştir herhalde sinemaya gitmek. Biz de geçtiğimiz hatasonu arkadaşlarla merakla beklediğimiz FETİH-1453 filmine gittik.

Filmi anlatmaya neresinden başlasam bilemiyorum, tarih bilgimi yokladığımda çelişen noktalar bir hayli fazlaydı.

Öncelikle İstanbul'un fethini bu şekilde tek başına konu alan bir film çekilmesi gayet hoştu. Çünkü hepimizin malumu, bu fetih sadece Osmanlı için değil, bütün dünya için önemli bir fetih idi. Zaten Tarih dersi sınavlarında İstanbulun fethinin hem Osmanlı için önemini hem dünya için önemini ayrı ayrı sorarlardı. Bir çağı kapatıp yeni bir çağ açan bu filmin çekimi geç bile kalmıştı.

Ama malesef bence bilinçli olarak yapılan "Fatih'i övmüş gibi gösterip, yeren" bir filmdi.

Hani bize öğretirlerdi, Fatih tahta çıktığında 12 yaşındaydı, Haçlıların sefere hazırlandığı sırada, Manisa'da dinlenmekte olan babası II. Murad'a mektub yazar ve o meşhur cümleyi sarfeder, "Eğer sen padişahsan ordunun başına geç, eğer ben padişahsam emrediyorum buraya gel." Eee ne oldu bu mektuba da filmde sanki Fatih tahtı bırakmak istemiyormuş da Vezir II. Murad'ın gelmesine ön ayak olmuş da taht Fatih'ten alınmış. Fatih filmde gayet halim-selim bir adam gibi gösterilmiş, zaten Fatih'i canlandıran kişi de çok naif bir adam ve kendinden isteneni fazlasıyla yapmış.

Gelelim "Şahi" topa, yine şimdiye kadar ki eğitim hayatımda tanıdığım bütün Tarih hocaları bu topun çiziminin Fatih'e ait olduğunu söyledi ama filmde yabancı bir top ustası çağrılarak top yapması istendi ve adam kendi çizimi olan topu döktü. Bu arada film bu konuda kendiyle çelişiyor, filmin başında Fatih tahta çıktığında Bizans İmparatoru yandaşlarıyla bu konuyu istişare ederken, vezirlerinden biri "Fatih bizim surlarımızı yıkabilmek için mühendislik ilmini öğrendi..." diye bir cümle kuruyor. Bir de anektod aktarayım, Galata halkı Fetih esnasında Fatih'e gelir ve attığı topların kendi mahallelerine zarar verdiğini söyler, Fatih de "Aşırma Tekniği" kullanarak bu olaya çözüm bulur, diye anlatılır. Ama tabi filmde topu Fatih'e maletmemişler ki bu konudan bahsedilsin.

Gelgelelim gemilerin karadan yürütülmesine, bu o kadar basit bir olay mı ki, bu konu hakkında hiçbir istişare yok, konuşma yok, bu işin zorluğunu tartışma yok. Biz o sahne gelince yere yatırılan ağaçların üzeri bir bez parçasıyla yağlanınca anladık ki "Haa gemiler karadan yürütülecek dedik." Neden Fatih'in bu kararı nasıl verdiği üzerinde durulmamış. Hani vezirlerni toplayıp, "Madem zincirleri geçemiyoruz, o zaman biz de karadan gemileri yürütürüz" gibi bir cümle kurması gerekmiyor muydu? Bu olay sanki her savaşda yapılıyormuş gibi, sanki başka örneği varmış gibi es geçilmiş. Yoksa bu kararın Fatih'ten çıktığından bir şüphemiz mi var ki bunu Fatih'e söyletmemişler?

Filmde bir de bolca Hristiyan ilahisi dinledik, bizim ilahilerimize o kadar yer verilmemiş. İman gücü olarak askerlerde de birşey göremedik, aksine askerlerde bir bıkkınlık vardı. Hani Fatih için derler ki 9 yaşında hafız, 12 yaşında padişah oldu diye, filmde dini yönünü çok göremedik, bir kez namaz kıldırdılar çok şükür. Yine derslerde bize anlatılan Ayasofya'ya girince namaz kılması gerekmiyor muydu? Biz dinimizden bu kadar mı utanıyoruz ki, Hristiyan ilahileri, papazları ve sembolleri kadar İslamınkine yer verilmemiş.

Peki ya Akşemsettin, Fatih'in hocası, filmde fethin 40. gününde ortaya çıkıyor. Ama bize anlatılan Fethin başından beri Fatih'in yanında olduğuydu, şehir kapısından ilk girdiği esnada Fatih'in hemen arkasında at sürdüğü idi. Bir de Akşemsettin'i ak sakallı dede gibi göstermenin ne alemi var. Bembeyaz giyinmiş, beyaz sakal bir masal kahramanı gibi göstermek acaba kimin fikriydi? Yoksa adam bir alim, Fatih gibi birini yetiştirmiş, herhalde Nisan-Mayıs aylarında yani ilkbaharda baştan ayağa beyaz giyinilmeyeceğini bilir.

Bir de Hasan rolünün Fatih rolünden öne çıkması var. Tabii ki Ulubatlı Hasan önemsenmeyecek biri değil fakat Fatih'in önüne geçmemeliydi. Bir de Topçu ustasıyla kızını Edirne'ye getirirken, ormanlık bir alanda durup kızla sohbet ettiği andaki kıyafetine dikkatinizi çekmek isterim. Klasik bir Heidi veya şeker kız Candy kıyafeti. Hiç yakışır mı bu kıyafet Ulubatlı Hasan'a.

Bir de değinmek istediğim son konu da, filmde bir acele vardı, konuşmalar bir iki cümleden oluşuyordu. Fatih tahta çıkıyor, hop Bizans imparatoru ve ekibi bıdı bıdı, hop Vatikan bıdı bıdı, hop tekrar Edirneye dönüyor. 2,5 saatlik bir film, şunu 3 saat yap da adam gibi diyaloglar olsun.

Bu sene okulumda Sarıkamış Harekatı ile ilgili bir program hazırlamıştım, bir de tiyatro oynayacaktık ve tiyatro 20 dakika sürmeliydi, aynı şeyi ben de yaptırdım, vaktim az, vermem gereken mesajları diyaloglara yazdım ve çok hızlı şekilde oynatmıştım. Ama Fetih -1453 bir sinema filmi, 3 yıl hazırlığı süren filmi 3 saat yap ama Fethin can alıcı noktalarını es geçme.

Savaş sahnelerine diyecek yok, Amerikan filmlerine taş çıkartır.

Ez cümle gidip izlenilesi bir film.

8 Kasım 2011 Salı

KAYSERİ-GERMİR KÖYÜ

Öncelikle hepinizin Kurban Bayramını kutlarım sevgili dostlar.

Önce şehitler, sonra Van depremi derken sarsıldık hepimiz. Belki bu Bayramın yüzü suyu hürmetine Rabbim aynı acıları tattırmaz bize.

Size daha önce de sözünü ettiğim bir Ermeni köyünün resimlerini ekleyeceğim buraya. Hani Ahlat Harabeşehiri anlatırken bahsettiğim Kayseri'nin merkeze bağlı Germir Köyü.  Hani şu meşhur Amerikalı yönetmen Elia Kazan'ın memleketi. Bizim eve çok yakın ve yazın orayı gezme fırsatı buldum.

Bu arada Germir Ermenice bir isim, Türkçesi kırmızı demek, biz işte ağız alışkanlığı Germir diyoruz fakat bu köyün adı değiştirildi artık Konaklar diye biliniyor.

Aşağıdaki resim şuan köyde bulunan 3 kiliseden biri

Bu ev benim favorim
Bu ev de bir zamanlar han olarak kullanılıyormuş
Bu alet de zeytinyağ yapımında kullanılıyormuş
Evlerin içinin fotoğraflarını çekemedim ama hemen her evde bir in mevcut. Yani Ahlat'taki gibi koca kayalar oyulmuş. Ermenilerden sonra oraya yerleşen aileler bu inlere ek olarak odalar yapmışlar ve inleri de benim gördüğüm kadarıyla mutfak olarak kullanılıyor. Yazın serin, kışın da sıcak oluyor bu inler. Şimdilik bu kadar:))

21 Ekim 2011 Cuma

YASTAYIZ

Kayıtsız kalamadım, yazmak istedim, tepkimi göstermek istedim, balkonuma şanlı ay-yıldızımı asmak istedim ama yapamadım. Bu sindirilmişlikten bıktım artık. Lanet olsun bize bunu yaşatanlara, bu it sürülerine prim verenlere.

Başımız sağolsun vesselam.

9 Ağustos 2011 Salı

AH DE VEFA-SIZLIK - LİBYA

Uzun zamandan beri yazmak istediğim bir konuydu bu. Libya'ya yaptığımız vefasızlıktan başka birşey değil. 1974 Kıbrıs Barış Harekatında bize askeri yardımda bulunan yegane ülke olan Libya'ya cevabımız bu olmamalıydı. Bu harekata ABD karşı çıkmış, ambargo koymuş felan filan, Libya lideri Kaddafi de bizim yanımızda yer alarak, zaten bozuk olduğu batılılarla iyice açmış arayı. Türkiye'ye yardım etmiş, üstelik karşılık beklemeden.

Şimdi muhalifler diye adlandırılan bir grup Kaddafi'ye karşı çıkmakta ve Türkiye ise muhaliflerin liderleriyle görüşüp şu kadar ayni şu kadar nakdi yardım yapacağız diye ortaya atılmakta. Acaba Libya'nın petrolüne göz dikmiş olan Nato'ya neden yardım ediyoruz? Bunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Şimdi Kaddafi kalksa PKK'ya yardım etse, destek verse biz ne yapardık? Bence olaya bu açıdan bakmalı ve bence Türkiye Libya'nın bu son durumunda taraf olmamalıydı, illa olması gerekiyorsa Kaddafi'den yana olmalıydı. Yegane dostlarımızdan biri olan Libya'yı kaybetmemeliydi.

Bir başka beni düşündüren konu da; çok değil 2 yıl önce Kaddafi'nin 40. yıl kutlamalarına Sn. Emine Erdoğan'ın da içinde bulunduğu bir heyet katılmış ve Libya'da bizzat Kaddafi'nin eşi tarafından ağırlanmıştı. 2 yıl sonra sırtını dönebileceksen, neden 40. yıl kutlamalarına katılıyorsun?

Libya hakkındaki görüşlerimi daha önce de yazmıştım, Libya'yı diğer Arap ülkelerinden ayırdığımı da belirtmiştim. Halbuki benim blogumun adı "Hayallerim ve Mısır". Mısır'da da ayaklanmalar oldu ama onlar için tek kelime bile yazmak gelmiyor içimden. Ama Libya halkı ile Türk halkının dostluğu, dostluktan da öte. Çok samimi, çok içten insanlar. Ve benim bu yazıyı yazmamdaki sebep ise bu çok samimi dostlarımdan birinin Türkiye'nin Libya'ya karşı hareket etmesine haklı olarak alınmış olmasıdır.

Son cümlem ise Türkiye konumundan dolayı çok fazla dosta sahip olmayan bir ülke ve bizim de iç ve dış sorunlarımız varken bu azıcık olan dostlarımızdan birini bile kaybetme lüksümüz yok.

Libyadayken çekilmiş birkaç fotoğrafla kapatıyorum konuyu.





4 Ağustos 2011 Perşembe

SİGARAYA SON

Kaç gündür yazacam, bir türlü yazamıyorum. Belki de iyice emin olayım diye bekledim ama artık yeter, artık gururla ilan etmenin zamanın geldi. SİGARAYI BIRAKTIM. Dur yahu daha mı büyük yazmalıydım, olay büyk ne de olsa. 6 gündür sigara içmiyorum, zannettiğim kadar zor da olmadı işin gerçeği. Bu şekilde olacağını bilseydim daha önceden denerdim  bırakmayı.

Düşünüyorum da yarı yaşımla eşit benim sigara maceram. 16 yıldır içiyordum ve bitti, özgürlüğüme kavuştum.


Bu resmi netten buldum. 6 gündür içmiyorum ya ben sigarayı, ilk olumlu etkilerini cildimde gördüğüm için bu resmi ekledim. Nasıl tarif edeyim bilmiyorum, cildim açıldı resmen, parlıyorum. Bana mı öyle geliyor diyecem ama hayır 2 gündür her gören soruyor ne yaptın sen yüzüne diye.

Gelelim sadete, sigarayı bırakma girişimim başarıyla sonuçlandı diyebilirim, yine de ilk bir ayı atlatmak beni iyice rahatlatacak. Ramazan ayında olmamız ayrıca kolaylaştırdı bu girişimi ve ilk ayı daha kolay atlatmamı sağlayacak diye düşünüyorum.
Sigarayı Bıraktıktan sonra insandaki olumlu değişiklikler


20 dakika sonra

Kan basıncı ve kalp hızı normale döner. Eller ve ayaklar dolaşım normale döndüğü için ısınmaya başlar.



8 saat sonra

Kanda oksijen düzeyi normale döner. Kalp krizi riski düşmeye baslar.



24 saat sonra

Karbonmonoksit (egzoz gazı) vücuttan atılır. Akciğerlerdeki balgam ve diğer birikimler temizlenmeye başlar.



48 saat sonra

Nikotin vücutta artık saptanamaz. Tat ve koku alma duyularınızın daha iyi çalıştığını hissedersiniz.



72 saat sonra

Solunum yolları gevşediği için nefes almak kolaylaşır.Kaynakwh webhatti.com:



2-12 hafta sonra

Dolaşım bütün vücutta düzelir. Akciğerlerinizdeki balgamı atmaya başlarsınız ve öksürük, balgam, nefes darlığı ve hırıltı bulguları geriler Vücut enerjisi artar. Yürümek kolaylaşır.



3-9 Ay Sonra

Öksürük, nefes darlığı düzelir. Akciğer işlevi yüzde 5-10 oranında artar.Kaynakwh webhatti.com:



1 Yıl Sonra

Koroner Kalp Hastalığı riski %30 azalır.



5 Yıl Sonra

Akciğer kanseri riski sigara içenlerin riskinin yarısına iner.



10 Yıl Sonra

Koroner Kalp Hastalığı riski %30 azalır.



15 Yıl Sonra

Koroner Kalp Hastalığı riski, hemen hemen sigara içmeyenler kadar olur.

Sonuç olarak da inşallah bu yazıyı okuyan dostlardan en azından biri sigara bağımlılığına son verirse inanın kendi bıraktığıma sevindiğimden daha çok sevineceğim. Yaşamak güzel, sağlıklı yaşamak herşeyden güzel. Ben bırakabildikten sonra herkes bırakabilir.

31 Temmuz 2011 Pazar

BU YILIN ÖZETİ

Erken oldu galiba ama öğretmen olduktan sonra okulların kapanmasıyla yıl bitiyor gibi sanki. (Eğitim- öğretim yılı mı desek:)))

Neyse fotolarla anlatmaya çalışacağım.
Öncelikle malumunuz Batman'a atanmıştım Aralık ayında.
Yeni şehre ve okula alışalım derken yarıyıl tatili geldi, memlekete geldik ve geri döndük. Sonra bi süpriz aman Allah'ım abim nişanlanıyor, hem de aniden.

Bu kısa süren şoktan sonra abime ve yengeye mutluluklar dileyip tekrar döndük Batman'a. Bu defa etkinliklerimiz başladı. "Önce Kutlu Doğum Haftası" münasebetiyle düzenlenen programda ud eşliğinde ufacık bir konser verdik,
 Bir kaç hafta sonra okulumuzun geleneksel pilav günü vardı,


Bu arada sizce hiç gezmedim mi?

Batman'da olup da Hasankeyf'e gitmemek olmazdı değil mi? Peki siz hiç .....
NAR ÇİÇEĞİ gördünüz mü?
Peki Hasankeyf öyle bir resimle anlatılır mı?





Mardin Nusaybin yolu üzerindeki Beyaz Su denilen piknik alanı da görülmeye değerdi. Akan dereciğin üstüne yapılmış tahtlarda piknik yapıp dinlenebilirsiniz.


Ee tabi Diyarbakır'a da gittik, pek taihi bir gezi olmadı ama, yine de güzeldi.
Ve memlekete dönüp abimin önce nikahını kıydık sonra düğününü yaptık. Düğün fotoları henüz bana gelmedi o yüzden sadece nikahtan bir kare ekliyorum.


Bu arada kucağımdaki büyük abimin kızı, kız halaya derler ama bu çocuğun benimle alakası yok:))))

Eh şimdilik bu kadar, sıkılmadınız dimi?

30 Nisan 2011 Cumartesi

ERMENİ ŞEHİDİMİZ

Evet üzerinden bayağı zaman geçti, birkaç gündür yazmak istiyordum ancak yazamadım.

24 Nisan günü Batman'da bir kaza kurşunuyla şehit olan Ermeni askerimiz Sevak Şahin Balıkçı için bu yazım.

Dinimiz bir, kültürümüz bir ama dilimiz ayrı olduğu için (!), bu kutsal görevi, vatani görevi yapmak istemeyen Türkiye vatandaşlarını düşündükçe, bu Ermeni kardeşimi saygıyla anıyorum. Bu bir ders aslında almak isteyene. Bir kaza kurşunu ile, şehidimizin babasını pek tatmin etmemiş olacak ki "Arkadaşının kaza kurşunu ile ölen kişi şehid olur mu" diye oğlunun şehitlik mertebesini kuşkuyla karşılayan, sanki; bir çatışmaya girse ve orada kahpelerin attığı bir kurşunla hayatını kaybetseydi biricik oğlu, belki daha az üzülecek olan o mağrur babaya şunu söylemek isterdim. "Bu ülkede yaşayan, bu ülkenin ekmeğini yiyen öyle hain, öyle şerefsiz kuklalar var ki, başlarındaki  adi itin emriyle askere gitmeyen, askerimize ateş açan haysiyetsizlere senin oğlunun askerliği ve Türk Bayrağına sarılı tabutu onların yüzlerine tokat gibi inmeli. Mekanı cennet olur inşallah."

23 Nisan 2011 Cumartesi

ŞÜKÜR KAVUŞTURANA

Daha yeni gördüm kapanan blogların açıldığını. Hemen yazayım istedim.

Ne kadar uzun zaman geçti. Evladından ayrılmak gibi bir şeydi. Zaman zaman yazmak, gezdiğin yerleri resimleriyle paylaşmak, blogger dostlarının yazılarını okumak, yeni şeyler öğrenmek ve bunlardan birden mahrum kalmak. Şükür ki tekrar birlikteyiz.

Yeni yazılarımla inşallah yeniden birlikte olacağım sizlerle, hepinizi öpüyorum.

10 Ocak 2011 Pazartesi

HEDİYEM VAR

Bugün itibariyle izleyici sayım 50 olmuş. Ben de bu sayının şerefine direk 50. izleyicime hediye vereceğim. Henüz ne olduğuna karar vermedim ama karar verir vermez resimlerini yayınlayacağım.

Bu şekilde de devam etmek istiyorum, her 50 ve katlarındaki izleyicilerime değişik ödüllerim olacak.

Bu arada 50. izleyicim olan Öznur Beyhan "atavedunyası" blogunun sahibi bana ulaşır ve adres bilgisini verirse bu hafta hediyesini kargolayacağım.

9 Ocak 2011 Pazar

YE, DUA ET.......

Geçen hafta bu iki kitabı bitirdim. Önce Ye, Dua Et, Sev'i okudum, güzeldi, sürükleyiciydi. Herkesin kendinden birşeyler bulabileceği bir kitap. Fakat ikincisi biraz zorla yazılmış gibi geldi bana. İlkinin heyecanını bulamadım bu kitapta. Evlilik tarihi ile ilgili araştırmalar, kendini evliliğe razı etmeler felan ...

Aslına bakarsanız benim aklıma ne geldi; yeni biriyle tanışma, ilişkinin ilk günleri felan ne kadar heyecanlı olur değil mi? İş evlenmeye gelince, evlilik hazırlıkları, o zamana kadar farkedilmemiş ya da görmezden gelinmiş farklılıklar ortaya çıkar.

Demek istediğim bu iki kitap gerçekten "Gerçek"leri yansıtmış, kaldı ki zaten gerçek bir hikaye...

31 Aralık 2010 Cuma

2011

Batman'a geldim, yerleştim, gezdim ve beğendim. Bu telaş içinde blogumla fazla ilgilenemedim. Ama yılbaşı için bir mesaj yayınlamak istedim. Ve 2011'den hepimiz için booool şans diliyorum, herkesin dileklerine kavuşmasını ve 2011'in 2010'u aratmamasını da diliyorum. Sağlık diliyorum, mutluluk diliyorum, barış diliyorum.

İyilikler ve güzelliklerle gel 2011:)))

7 Aralık 2010 Salı

BATMAN

Şimdi acaba ben o "Yarasa Adam"dan mı bahsedeceğim yoksa ülkemizin güzide şehirlerinden biri olan Batman'dan mı?

Malumunuz üzere atama bekliyordum ve atandım. Hem de Batman'a:) Neden hem de? Çünkü Batman benim ilk tercihimdi. Yani tercih ettikleri arasında ilk tercihinin gelmesi mutlu ediyor insanı. Mesela ÖSS'de 8. tercihime yerleşmiştim, ilk öğretmenlik atamasında 12. tercihimdi Adilcevaz. Şimdi ilk tercihim geldi. Mutluyum. Darısı bütün atama bekleyenlerin başına.

Batman'a daha önce gitmiştim birkaç kez, nisbeten güzel ve büyük bir şehir. Buradaki ev arkadaşım geçen yıl şubatta atanmıştı oraya, o sebeple ziyaret etmiştim. Şimdi yine beraber olacağımız için ayrıca mutluyum.

Ne diyeyim Allah buradaki günlerimi aratmasın. Bekle beni Batman yarın oradayım.