9 Mart 2010 Salı

KİTAPLAR

Yeniden merhabalar,

Bu yazımda size özel sektörde çalışmam sebebiyle, aslında çok sevdiğim ama fırsat bulamadığım için üzerine düşemediğim kitap okuma sevdamdan bahsetmek istiyorum.Ne de olsa artık ben bir öğretmenim ve özel sektöre göre kendime daha fazla zaman ayırabiliyorum. Çok sayıda kitap okudum şu son 5-6 ayda. Burada sizlerle okuduğum bazı kitapları paylaşmak istedim.

Ayrıca şundan da bahsetmek istiyorum, belki herkes aynıdır. Bir kitabı bitirdiğim zaman hemen bir diğerine geçemiyorum, önce 2-3 gün bitirdiğim kitabı özümsüyorum sanırım ya da 2-3 gün benim üzerimde etkisi devam ediyor. Ama son okuduğum kitaptan sonra hemen yeni bir kitaba başlamak istedim, çünkü bu son okuduğum kitabın etkisinde kalmak istemedim.

Öncelikle "Yüzüncü Ad"dan bahsetmek istiyorum. Malumunuz Amin Maalouf'un yazdığı. Evet ben bir eleştirmen değilim, ama bir okur olarak okuduğum kitapları eleştirebileceğimi düşünüyorum. Belki ukalalık gibi olabilir, ne de olsa dünya çapında tanınmış bir yazar.

Bilhassa bu kitabı okuyanlara anlatmak isterim derdimi. Şimdi kitabı elinize alıyorsunuz, konu çok güzel hatta çok ilginç, anlatım sürükleyici, konu bir zamanlar Osmanlı Devleti'nin hakimi olduğu topraklarda ve Anadolu'da geçiyor, bu da ilginizi ikiye katlıyor. Peki, bir kitabın (yani Allah'ın yüzüncü adından bahseden bir kitabın) peşinden giden bir adam, yanında iki yeğeni, bir hizmetlisi ve yanında bulunuş amacı farklı bir bayanla kitabın yarısından fazlasına geliyorsun. Sonra değişik sebeplerden dolayı bunlarda birer birer ayrılıyorsun onlardan. Yalnız unutmayınız lütfen kitabın yarısından fazlasında bu diğer 4 kişiden, hayatlarından fazlasıyla bahsediliyor. Sonra kitabın sonuna bu adamı tek başına bırakıyorsun. Peki sormazlar mı adama bu diğer 4 kişi ne oldu diye. Kitabın sonunda bu 4 kişinin akıbeti ile ilgili herhangi bir bilgiye yer verilmemiş. Peki, o dönemde birçok tehlikeleri göze alıp peşine düştüğün kitabı sonunda buluyorsun, neden açıp okumuyorsun. Madem açıp okumayacaktın, okuyucuda neden bu kadar merak uyandırdın kitapla ilgili.

Aynı yazarın Semerkant romanını okudum ondan sonra, kopuk kopuk bilgiler anlatılıyor Ömer Hayyam'la ilgili, Hasan Sabbah'la ilgili. Ondan sonra Ömer Hayyam'ın kendi yazdığı bir nevi günlük ve araştırmalarına dair olan El Yazması bir kitabın peşine düşüyor yine kahramanımız. Tam buluyorsun ve sonra kaybediyorsun, kitabı bulmanda sana yardımcı olan Prensesi de akabinde kaybediyorsun.

Sonra Jack London'ın Martin Eden romanını okudum. Klasik bir "azimli olursan yapamayacağın şey yok" kitabı. Ama Jack London kitabı tasvirleriyle o kadar boğmuş ki gerçekten bazı bölümlerinden sıkılıyorsunuz.

Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ını okudum. Şemsi Tebrizi konu edilmiş. Mevlana ile ilgili bölümleri de var. İlginç bir kitap, Elif Şafak'ın Aşk romanını da okumuştum ve Bab-ı Esrar'la çelişen bazı noktaları var.

Tarihi romanlardan Ömer Hayyam, Alamut: Güvercin Gerdanlığı ve Alamut'a Dönüş'ü okudum. Hasan Ali Sabbah ile ilgili bayağı bilgi edindim. Ancak yine Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah ile ilgili okuduğum kitapların her biri farklı işlemiş konuyu. Mesela bir kitapta Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah'ın medreseden sınıf arkadaşı oldukları ve ilerde kim ünlü biri olursa diğerine yardım edeceğine dair birbirlerine söz verdiklerini yazıyor, başka bir kitapta Hasan Sabbah, Ömer Hayyam'la bir handa karşıaşıp arkadaş olduklarını yazıyor. Yani net olarak bu üç kişi arasındaki asıl tanışıklığın nereden geldiğini çözemedim.

Gelelim son okuduğum kitaba; Elif Şafak'ın "Baba ve Piç". Dün gece bitirdim kitabı, bazı bölümlerine çok kızdım, bazı bölümleri çok ilgimi çekti ama sonu beni mahvetti. Gerçekten üzüldüm, sonu başka türlü bitebilir miydi ya da bitse bu kadar etkiler miydi bilmiyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki okunası bir kitap. Romanda geçen brçok şeye katılmasam da tavsiye edeceğim bir kitap.

5 yorum:

  1. Yüzüncü addan ben de pek hazzetmmiştim :) Sonu çok yavan gelmişti. Romandaki adam tam kitabı açıp okuyacakken ışığın kararması bi türlü okuyamaması sonra kitabı kaybetmesi vs. Ve sonu hiç birşeyi açıklığa kavuşturamadan bitti.

    Bir diğer yorum yapabilecğim kitap ise Baba ve Piç. Beni rahatsız edn çok yeri ardı ama en azından akıcı bir romandı. Ele aldığı Ermeni meseleleri bir yana aile içi yaşanan bu tip çirkin olaylar sarımsaklanıp mı saklanmalı yoksa gün yüzüne mi çıkartılmalı, hep kararsız kalmışımdır. Açıklanması insanları hem uyarıp hemde yaşananlara yardımcı olabileceği gibi, bir çok insanın da bu tip şeyleri aklına düşürerek olağan görmesine sebep olabileceği kanaatindeyim. Zira ailesinde erkeklerle büyümüş, kitapta bahsedilen neşeli oyunları ve boğuşmaları en ufak bir rahatsızlık görmeden yaşamış bir bayanım. Okurken düşünmek bile midemi bulandırmıştı ve ailemdeki erkeklerin bu kitabı okumalarını hiç istemezdim.

    Amanın ne çok yazdım...Konuşasım varmış. :)))

    YanıtlayınSil
  2. Sevgili Neko;

    Yorumların için teşekkür ederim, bu eleştirilerde yalnız olmadığımı bilmek hoşuma gitti. Şiddetin ve aile içi bu şekilde ensest ilişkilerin medyada, gazetelerde ve okunan kitaplarda yer almasından sonra şunu farkettim ki bu tip olayar artmakta. Haklısın, saklanmalı mı, saklanmamalı mı? Aynı kararsızlıktayım.

    Ayrıca yer gelmişken sizinle de paylaşayım. Biliyorsunuzdur, ben şimdi Bitlis'te öğretmenim. Bu tip olayların doğuda fazla yaşanmadığını düşünürdüm ama bir kız öğrencimiz var; sürekli mahsun, sürekli ağlamaklı. Aslında benim öğrencim değil. Biz bu öğrenciye biraz ilgi gösterdik, bir sorunuz varsa yardım edebileceğimizi söyledik ve kız sonunda bize açıldı. Babası ilkokuldan bu tarafa kızı taciz ediyormuş. Biz tam anlamıyla şok yaşadık. İnanın 1 hafta kendime gelemedim. Kız burada yatılı okuyor, sırf babasından uzaklaşmak için inatla ders çalışmış ve okulu kazanarak gelmiş. Ama sonuçta tatillerde yine babasının yanında. Kız burada olduğu zamanlarda da babası telefonla taciz ediyormuş, hatta kız bu tacizlerin bazılarını kaydetmiş, biz dinledik bu kayıtları.
    Sonra biz bu kız için neler yapabiliriz diye düşünmeye, kızın kimliğini gizleyerek bazı kişilere danıştık. Danıştığımız kişiler bize ne dedi biliyor musunuz; malum burası doğu ve aşiret olayı var, eğer bu olay duyulursa kızı ortadan kaldırırlar, sizin yapacağınız birşey yok, hatta siz de karışmayın, aşiret size de bulaşır.
    Şimdi sizden akıl istiyorum, ne yapmalıyım?

    YanıtlayınSil
  3. Küçük aklım keşke yetse de yardımcı olabilsem... Gerçekten dayanılamaz bir olay. Bu işin doğusu batısı olduğuna inanmıyorum ben. Dünyanın her yerinde yaşanıyor.

    Bir de sanki o zavallının suçuymuş gibi faturasını ona çıkartmazlar mı!! Bilemiyorum her şey olabilir. Acaba konuşulabilecek aklıbaşında bir annesi var mıdır?

    Ama bu konudan çalışan belli kurumlar illa ki vardır. http://www.benikoruyun.com/ adlı site benim bildiklerimden biri. Bu konuda uzmanlara danışmak çok daha doğru.

    Gerçekten çok üzüldüm. Umarım bir yolunu bulabilirsiniz...

    YanıtlayınSil
  4. Sevgili Neko;

    İlgin için teşekkür ederim. Ama annesiyle konuşmak da çözüm değil çünkü annesinin haberi varmış. Hatta kız tatile gittiğinde annesi dayısına gezmeye gidiyormuş, yani kocasının ne yaptığını bile bile.

    Dehşet bir durum. Biz şuanda kızı eşifre edemiyoruz. Jandarma, polis vs. çözüm değil, duyulduğu anda öldürülür diye çekimser kalıyoruz.

    Allah yarsımcısı ve yardımcımız olsun.

    YanıtlayınSil
  5. suan semerkantı okuyorum.başlarda zorla başlamıştım ama sürükleyici bir kitapmış ve çok beğendim.bu kitap sayesinde hasan sabbah'ın yaşantısına olan ilgim arttı ve suan hasan sabbah ile ilgili başka kitaplar arıyorum.okuduğum kitapların nesnel olarak yazılması o dönemi anlamam için çok önemli bu yüzden fikirlerinizi bekliyorum.
    teşekkürler

    YanıtlayınSil