Uzun süredir Güneş Kremi arayışındaydım. Geçen hafta bizim okuldan iki öğretmen arkadaşımızın yüzünde nur doğmuş gibi bir değişikli görünce merak ettik sorduk hayırdır diye. Onlar da Solente Güneş kremini kullandıklarını söylediler ve 13 arkadaş birden bugün bu kremi aldık. Arkadaşlarda yaptığı etki güzeldi henüz ben kullanmadığım için birşey diyemeyeceğim, önümüzdeki günlerde yorumumu paylaşırım sizlerle. Birkaç çeşidi var biz Pigmenta olanı tercih ettik. Antiaging özellikli, leke oluşumunu önleyen, var olanları da yok edici özelliği varmış. Deneyip görecez. Bu arada fiyatı 79 TL idi, fakat biz 13 adet alınca fiyatı 60 TL oldu.
16 Şubat 2013 Cumartesi
10 Şubat 2013 Pazar
CİZRE TURU
Bu sene leyleği havada gören ben, yarıyıl tatilini de değerlendirip önce Adana sonra Cizre'ye giderek bir ilke daha imza atmış oldum. Her zaman ki gibi ben susayım fotoğraflar konuşsun:)
İlk önce Abdaliye Medresesinden başladık,
Medresenin içinde Mem u Zin'in Türbesini de ziyaret ettik. Mem u Zin, Leyla ve Mecnun gibi aşık olup kavuşamamış bir çift, işin ilginç yanı kavuşamamalarına sebep olan Bekir isimli zatın da yanlarında gömülü olması.
Türbenin girişi
Hz. Nuh'un tabutunun 15 metre olduğu söyleniyor. Türbedeki tabutta 3- 3.5 metre civarı.
Bu konak da Zin'in babasına aitmiş.
Dicle Nehri, Türkiye topraklarındaki son durağı burası, babam Dicle nehrinin buradan akarken nazlı aktığını söylüyor, sanki Suriye topraklarına akmak istemiyormuş gibi. Ama coğrafi açıdan bakarsanız eğim fazla olmadığı için Cizre'den daha yavaş aktığı söylenebilir.
Buraya da Kasrik Boğazı diyorlar. Dağlar sanki yaprak yaprak kesilmiş gibi.
Yine bir turumuzun sonuna geldik, bir başka turda görüşmek dileğiyle esen kalın :) hep söylemek istemişimdir, bir daha söyleyim esen kalın dostlar...
İlk önce Abdaliye Medresesinden başladık,
Medresenin içinde Mem u Zin'in Türbesini de ziyaret ettik. Mem u Zin, Leyla ve Mecnun gibi aşık olup kavuşamamış bir çift, işin ilginç yanı kavuşamamalarına sebep olan Bekir isimli zatın da yanlarında gömülü olması.
Türbenin girişi
Burası da Hz. Nuh (a.s.) Türbesi. Hz. Nuh'un gemisinin Cudi Dağina indiğine inanıyor Cizreliler.
Hz. Nuh'un tabutunun 15 metre olduğu söyleniyor. Türbedeki tabutta 3- 3.5 metre civarı.
Bu konak da Zin'in babasına aitmiş.
Dicle Nehri, Türkiye topraklarındaki son durağı burası, babam Dicle nehrinin buradan akarken nazlı aktığını söylüyor, sanki Suriye topraklarına akmak istemiyormuş gibi. Ama coğrafi açıdan bakarsanız eğim fazla olmadığı için Cizre'den daha yavaş aktığı söylenebilir.
Buraya da Kasrik Boğazı diyorlar. Dağlar sanki yaprak yaprak kesilmiş gibi.
Yine bir turumuzun sonuna geldik, bir başka turda görüşmek dileğiyle esen kalın :) hep söylemek istemişimdir, bir daha söyleyim esen kalın dostlar...
Etiketler:
cizre,
Dicle,
Hz. Nuh'un Türbesi,
Kasrik Boğazı,
mem u zin
9 Ocak 2013 Çarşamba
BU DA BENİM WISHLIST'IM
Biraz geç mi kaldım ne, Ocak ayının ortasına geldik nerdeyse. Neyse ben de bu yıl bir wishlist hazırladım, yıl boyunca almayı planladığım, benim olmasını istediğim şeyler. Bakalım beğenecek misiniz?
İlk olarak
Evet ya bu telefonu istiyorum, modası geçti belki ama olsun.
Bu tarz bir Amerikan Koltuk takımı istiyorum, şöyle çiçek desenli, cıvıl cıvıl, insanın içini açacak..
Böyle bir deri mont istiyorum, renk siyah da olabilir henüz karar veremedim.
Deri demişken böyle bir de çizmem olsa fena olmaz dimi.:)
Kot pantolon konusunda bahtsızım malesef, yeni model diye çıkan hiçbir modeli beğenemiyorum, yukarıdaki model biraz yakın benim istediğime..
Bu yıl mıutlaka Dubai'ye gitmek istiyorum.
Ve gelelim en önemlisine, aşkta yüzü pek gülmemiş biri olarak bu yıl artık birine güvenebilmek istiyorum. Kime mi ?
Çok mu şey istiyorum sizce :))))))))
İlk olarak
Evet ya bu telefonu istiyorum, modası geçti belki ama olsun.
Bu tarz bir Amerikan Koltuk takımı istiyorum, şöyle çiçek desenli, cıvıl cıvıl, insanın içini açacak..
Böyle bir deri mont istiyorum, renk siyah da olabilir henüz karar veremedim.
Deri demişken böyle bir de çizmem olsa fena olmaz dimi.:)
Kot pantolon konusunda bahtsızım malesef, yeni model diye çıkan hiçbir modeli beğenemiyorum, yukarıdaki model biraz yakın benim istediğime..
Bu yıl mıutlaka Dubai'ye gitmek istiyorum.
Ve gelelim en önemlisine, aşkta yüzü pek gülmemiş biri olarak bu yıl artık birine güvenebilmek istiyorum. Kime mi ?
işte buna
Alejandro Sanz, nam-ı diğer İspanyol Boğası :)))) pek bir severim kendisini. İspanyol şarkıcı, harika bir ses, güzel melodiler. Dikkatinizi çekerim buna benzer birşey istemiyorum, direk Alenjandro'yu istiyorum. Hayatımda onun gibi bakan, onun gibi içten gülen, gülünce gözleri küçülen birini görmedim. Hakkında bilgi almak isterseniz Ekşi Sözlüğe bakmanızı tavsiye ederim.
Size onun en sevdiğim parçalarının linkini veriyorum. İspanyol müziğini seviyorsanız dinlemenizi tavsiye ederim...
http://www.youtube.com/watch?v=lfQq7Hes6DY
http://www.youtube.com/watch?v=BrvdGGaYNUI
Çok mu şey istiyorum sizce :))))))))
1 Ocak 2013 Salı
YENİ YILA GİRERKEN
Bundan tam 4 yıl önce 17 Aralık'ta blogumu açmışım. Bazen gezdiğim yerleri, bazen okuduğum kitapları bazen de sıkıntılarımı paylaştım sizlerle. Ama daha çok da takip ettim diğer blog arkadaşlarımı, tanımadığım bir sürü arkadaşım oldu. Onların da gezdiği yerleri gördüm kendim gitmiş gibi, okudukları kitapları yorumlamalarına göre merak ettim kitapları ve ben de okudum, makyaj hileleri öğrendim:)) kendi yaptıkları el emeklerini sergilediler cömertçe ve ben de esinlendim ve yeni şeyler ürettim. Bu 4 yıl ne kadar güzel geçmiş şimdi bakıyorum da. Sanal dostluk çok şey katmış bana. Yeni yılın ilk gününde de bazı blog arkadaşlarımdan esinlendiğim ve kendim uyguladığım iki örnek göstereceğim size; ilki bir battaniye, bir blogda görmüştüm ve modelini çok beğenmiştim, ben de yapmaya karar verdim
ikincisi ise yine bir blogda gördüğüm,bir bez terliğin değerlendirilmesi idi. Benim de evde atıl durumda olan bez terliklerim vardı bakın nasıl değerlendirdim.
Kendi emeklerini, gördüğü güzellikleri, yaptığı muhteşem yemekleri paylaşan, paylaşarak çoğaltan bütün sanal dostlarım teşekkür ediyorum hepinize. İnşallah daha çok uzun yıllar birlikte bir çok güzelliği paylaşırız.
11 Kasım 2012 Pazar
ZAMAN GAZETESİNİN YENİ REKLAMI
Bilmem dikkat ettiniz mi, en son öğrencinin elinden tutan kişiye. İster peşmerge diyin, ister gerilla diyin, ben terörist diyorum.
Zaman gazetesi neden böyle bir reklam yapmış acaba, yoksa cemaat de mi açılım yapıyor?
Zaman gazetesi neden böyle bir reklam yapmış acaba, yoksa cemaat de mi açılım yapıyor?
22 Eylül 2012 Cumartesi
ÇEYİZ-EVLİLİK İLİŞKİSİ
Aslında çok şey anlatmak istiyorum, iyi- kötü kendimce yaptığım tespitleri burada sizlerle paylaşmak istiyorum, ama birşey farkettim ki, çok konuşan insan yazı yazamıyor, aklıma birşey geliyor, bloguma yazayım diyorum, sonra arkadaşlarla paylaşıyorum, onlara balandıra ballandıra anlatıyorum, aklıma gelen şey benden çıktığı için de yazasım gelmiyor sanırım. Herkes böyle midir bunu da bilmiyorum.
Bir kaç gündür Çeyiz-Evlilik ilişkisi hakkında düşünüyorum. İç Anadolu insanı olarak çevremde, akrabalarımda gördüğüm, kız çocukları hani yeni ergenliğe adım atmışken anneleri ellerine tutuşturur ipi, tığı vs. O yaşta başlar bir çeyiz hazırlığı. Bu kızımız özene bezene çeyizini hazırlarken bir yandan da bu yaptıklarını kullandığını hayal eder. E emek vermiş o kadar, kullanmak en doğal hakkı. Kullanacağı mecra da haliyle kocasının evi. İşte o zaman başlıyor bence evliliğe sıcak bakma.
Bana gelince ben elişlerine pek hevesliydim, ama benim idealist annem okulunu oku ne yapacaksın çeyizi diyerek beni elişinden soğutmuştur hep. Aslında bilmiyor ki sadece elişinden soğumadım ben.....
Bir kaç gündür Çeyiz-Evlilik ilişkisi hakkında düşünüyorum. İç Anadolu insanı olarak çevremde, akrabalarımda gördüğüm, kız çocukları hani yeni ergenliğe adım atmışken anneleri ellerine tutuşturur ipi, tığı vs. O yaşta başlar bir çeyiz hazırlığı. Bu kızımız özene bezene çeyizini hazırlarken bir yandan da bu yaptıklarını kullandığını hayal eder. E emek vermiş o kadar, kullanmak en doğal hakkı. Kullanacağı mecra da haliyle kocasının evi. İşte o zaman başlıyor bence evliliğe sıcak bakma.
Bana gelince ben elişlerine pek hevesliydim, ama benim idealist annem okulunu oku ne yapacaksın çeyizi diyerek beni elişinden soğutmuştur hep. Aslında bilmiyor ki sadece elişinden soğumadım ben.....
22 Temmuz 2012 Pazar
KADIM AL SAHER- 2
Kadim Al Saher 2 dedim ama belki de 3, yani bilemiyorum bu onunla ilgili kaçıncı yazım. Neyse sayılara takılmayalım. Kendisiyle ilgili bazı bilgileri daha önce vermiştim, özetlersek, Iraklı bir sanatçı, romantik aşk şarkıları söyleyen bir centilmen. Geçen haftaki Lübnan seferimi kendilerinin yüzü suyu hürmetine yaptığımı inkar etmeyeceğim, yani seyehatimi onun konser tarihine denk gelmesi tesadüf değildi. Birçok şarkısının söz yazarı olan Nizar Qabbani adına Byblos Festivalinde verdiği konsere gitmek çok heyecan vericiydi. Bu arada Kazım'ın en sevdiğim şarkılarının Nizar Qabbani'ye ait olduğunu da öğrenmek hoştu.
Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi şarkılarını Fasih Arapça söylüyor, yani anlaşılabilir. Bu şekilde fasih şarkı söyleyen başka bir Arap sanatçı ben tanımıyorum, belki de vardır. Benim ona hayranlığım, müziklerinin güzelliğinin yanı sıra şarkılarını da anlayabiliyor olmam. Bu arada Arapça Öğretmeni olduğumdan hiç bahsettim mi size? Neden Arap bir sanatçıya bu ilgi diye düşünüyorsanız, cevabı bu.
Biliyorsunuz ki, Lübnan'a bir turla gittim, turdaki arkadaşlarım çok şaşırdığı için böyle bir açıklama yaptım, yani kalk Türkiye'den Arap bir sanatçının konserine gel. Pek anlam veremediler, acaba Madonna'nın konserine geldim deseydim, yine tuhaf karşılarlar mıydı, bilemiyorum. Batıya yüzümüzü tam çevirdiğimiz için, doğudaki güzellikleri göremiyoruz ve merak dahi etmiyoruz ne hikmetse.
Şimdi sizinle konserde söylediği yine sözleri Nizar Qabbani'ye ait olan yeni şarkısını paylaşacağım, yalnız müziği bir Türk şarkısına o kadar benziyor ki bulamadım, bu konuda da sizden yardım istiyorum. Bu video kaydı konsere gelen birinin çekimi olduğu için profesyonel değil, bunun için kusura bakmayın.
İyi dinlemeler.....
http://www.youtube.com/watch?v=sjP7_vPdZoQ&feature=related
Etiketler:
byblos festival,
kadim al sahir,
nizar qabbani
19 Temmuz 2012 Perşembe
LUBNAN - BEYRUT TURU
Bir gezi yazısıyla daha karşınızdayım, bloğum daha tam olarak yönünü çizememiş olsa da sanırım gezi bloğuna daha yakın. Neyse uzatmadan başlayayım, bu defa rotamı Beyruta doğrultaraktan, daha önceki gezilerimi tek tüfek yapmış olmama rağmen, bu kez bir de turla gitmenin keyfine varayım diyerekten, BAMTUR firmasının geçmişine bakmayaraktan bodoslama kendimi Beyrut'ta buldum. Yalnız şunu belirtmeden geçemeyeceğim, Bamtur'un buradaki ilgisizliğine karşılık, orada fazlasıyla ilgi gördük Tur Rehberimizden, kendisinin kulaklarını çınlatarak hemen resimlerle anlatayım mı Lübnan turumu?
İlk olarak havaalanında karşılanıp panoramik bir Beyrut turu yaptık,
Korniş denilen sahil yolunda işte bu gördüğünüz Güvercin Kayalıklarını görebilirsiniz. Güneş batarken daha güzel bir görüntü verdiği söyleniyor fakat bana nasip olmadı
Daha sonra Downtown'a doğru süzülüp Saat Kulesini görüyoruz. M.S. şu yüzyıldan kalma demek isterdim fakat üzerinde ROLEX yazıyor. Ben de anlayabilmiş değilim.
Ee tabi, nerede sütun orada Roma, tahmin edebileceğiniz gibi bir dönem Romalılar buralardaymış.
14 Şubat 2005'te öldürülen Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin ve onunla birlikte ölen 7 kişinin mezarını ziyaret ettik. Daha sonra Refik Hariri'nin yaptırdığı Büyük Cami'yi gezdik. İç savaşın bitmesindeki en önemli rolü üstlenen Refik Hariri'nin ölümüne bütün Lübnan halkı, Hristiyanı, Müslümanı üzülmüş.
İç savaş demişken, savaşın izlerini hala görebilmekteyiz.
Binaların balkonlarına gerilen bu perdeler çok dikkatimi çekmişti, tabii ki güneşten korunmak için fakat hepsi aynı renk ve model, bir de kardeşim arasıra çıkar da yıka bu perdeleri.
Size de değşik geldi mi, Nargile şişesi yerine Kavun kullanmışlar. Tadı da güzeldi:))
Harissa Tepesindeki Meryem Ana kilisesi, Papa burayı Hac yeri ilan etmiş. Ziyaretçisi gayet fazla.
Sonra geçtik Byblos'a, Fenikelilerin ilk yerleşim yeri olarak kabul edilen Byblos, Arapça adı Cubeyl. Tarihi 7000 bin yıl öncesine dayanıyor bu kentin. Farklı bir dokusu var, genellikle Hristiyanlar yaşıyormuş bu şehirde. Bir de Mısır Piramitlerinin yapımında kullanılan SedirAğaçları buradan gönderilmiş. Bu arada Sedir Ağaçları Lübnan için önemli bu yüzden de Lübnan bayrağında da kullanmışlar.
İlk olarak havaalanında karşılanıp panoramik bir Beyrut turu yaptık,
Korniş denilen sahil yolunda işte bu gördüğünüz Güvercin Kayalıklarını görebilirsiniz. Güneş batarken daha güzel bir görüntü verdiği söyleniyor fakat bana nasip olmadı
Daha sonra Downtown'a doğru süzülüp Saat Kulesini görüyoruz. M.S. şu yüzyıldan kalma demek isterdim fakat üzerinde ROLEX yazıyor. Ben de anlayabilmiş değilim.
Ee tabi, nerede sütun orada Roma, tahmin edebileceğiniz gibi bir dönem Romalılar buralardaymış.
14 Şubat 2005'te öldürülen Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin ve onunla birlikte ölen 7 kişinin mezarını ziyaret ettik. Daha sonra Refik Hariri'nin yaptırdığı Büyük Cami'yi gezdik. İç savaşın bitmesindeki en önemli rolü üstlenen Refik Hariri'nin ölümüne bütün Lübnan halkı, Hristiyanı, Müslümanı üzülmüş.
İç savaş demişken, savaşın izlerini hala görebilmekteyiz.
Binaların balkonlarına gerilen bu perdeler çok dikkatimi çekmişti, tabii ki güneşten korunmak için fakat hepsi aynı renk ve model, bir de kardeşim arasıra çıkar da yıka bu perdeleri.
Size de değşik geldi mi, Nargile şişesi yerine Kavun kullanmışlar. Tadı da güzeldi:))
Jeito Gretto Mağarası, içerde fotoğraf çekmek yasak, bu yüzden dışardaki (içerde ne olduğunu tahmin ettiren) heykelle fotoğraf çekebildim. Bizim drubumuzdaki bazı kişiler Antalya'daki Damlataş mağarasının biraz daha büyüğü olduğunu söylediler. Ben Damlataş mağarasını görmediğim için yorum yapamayacağım.
Harissa Tepesindeki Meryem Ana kilisesi, Papa burayı Hac yeri ilan etmiş. Ziyaretçisi gayet fazla.
Daha yakından bir görüntü.
Heykelin altında bulunan kiliseden bir görüntü.Bu da Heykel'in dibinden şehre bir bakış.
Sonra geçtik Byblos'a, Fenikelilerin ilk yerleşim yeri olarak kabul edilen Byblos, Arapça adı Cubeyl. Tarihi 7000 bin yıl öncesine dayanıyor bu kentin. Farklı bir dokusu var, genellikle Hristiyanlar yaşıyormuş bu şehirde. Bir de Mısır Piramitlerinin yapımında kullanılan SedirAğaçları buradan gönderilmiş. Bu arada Sedir Ağaçları Lübnan için önemli bu yüzden de Lübnan bayrağında da kullanmışlar.
Fenikeliler bir alfabe kullanmışlar ve tabletler yazmışlar.
Fenikeliler Güneşe taparlarmış, bu yüzden de kıyafetleri aşağıda görüldüğü üzere Güneşin rengi olan sarıymış.
Kale bir dönem Romalılara geçmiş ve kendi mimarilerine göre restore yapmışlar. Osmanlılar da bu topraklara hakim olduğu zaman, bir restore de Osmanlılar yapmış. Kaleden çekilmiş bir görüntü.
Byblos'a gittiğimiz gün, Byblos Festivali kapsamında Kazım Seher Konseri vardı. Ben Byblos'da kaldım ve akşam konserine katıldım. Zaten hayran olduğum sanatçıya bir kez daha hayran oldum. Bu konuyu daha sonra tekrar ele alacağım. Ertesi gün yorgun bir şekilde ülkeme döndüm.
Etiketler:
Beyrut,
Byblos,
Fenikeliler,
Harissa,
Jeita Gretto,
Lubnan
19 Haziran 2012 Salı
UZAYDAN GELMİŞ GİBİ HİSSEDİYORUM
Tatil yazısı yazmayı planlarken, gündemimi tamamen değiştiren olaylara kayıtsız kalamıyorum. İşin ilginç yanı o kadar sindirilmişiz ki sanki bu olanlar sadece beni rahasız ediyor, herkes gayet memnun bu yaşananlardan; işte bu yüzden kendimi uzaydan gelmiş gibi hissediyorum.
Beni rahatsız eden olaylara gelince birincisi Kürtçe'nin seçmeli ders oluşu. Yahu kimseyi rahatsız etmiyor mu bu durum. Hangi dili, hangi grameri öğreteceksin? Bundan sonraki adımınız nedir? Bütün dersleri Kürtçe verip iyice mesafe mi koyacaksın aramıza? Asıl bu ayrımcılık değil mi? Bana kalırsa yandaş kürtlerin istediği eşitlik değil -ki zaten eşitiz-, üstünlük.
Ben de bir dil öğretmeni olarak, malumunuz yaşadığım yer Batman, kürtçeyi biraz incelemeye aldığımda bazı ilginçlikler dikkatimi çekti. Öncelikle "Allah razı olsun" kelimesinin kürtçesi "Hoda jite razı be", iyi de bu cümle Farsça, "Teşekkür ederim" kelimesinin kürtçesi "spas" bu da Rusça aynı anlama gelen "spasiba"ya benzemiyor mu? Daha o kadar çok örnek var ki, bu şekilde toplama bir dilin gramerini, edebiyatını nasıl oluşturdun da ders veriyorsun. Başka bir soru da, hangi kürtçenin dersini vereceksin, Tokatlı kürtler Maraşlıyı, Vanlılar Diyarbakırlıyı anlamıyor. Yoksa amacın Kürtlerin dil birliğini sağlayıp asıl amaçlarına ulaşmalarını mı kolaylaştırmak. Artuklu Üniversitesinin Kürt Dili ve Edebiyatı mezunlarını işsiz bırakmıyorsun, peki 4 yıl önce bu bölümü açtığında nihayi hedefin bu muydu? Peki şimdi Kürtçe dersini seçmeli ders olarak okutarak nihayi hedefin nedir?
Biraz önce haberlerde izledim, Ahmet Kaya'nın protesto edildiği tarihte aynı sahnede Ahmet Kaya özel ödülü verilecekmiş. Ahmet Kaya safı belli, Türk Polisine ve Türkiye Cumhuriyetine alenen hakaret eden bir adam. Allah'ım ne günlere geldik, neden kimse tepki göstermiyor.
Son olarak da tabii ki 8 şehidimiz var? Artık yetmez mi? Zaten her istediklerini fazlasıyla aldıkları halde neyin peşindeler hala. Çocuklarını okula gönderdikleri için para alıyorlar, dilimizi konuşmak istiyoruz diyorlar (bu arada zaten konuşuyorlar) Kürtçe ders olarak getiriliyor, zengin-fakir herkes Yeşil Kart kullanıyor, Elektriği Suyu zaten kaçak kullanıyorlar, dedim ya bunların derdi üstün olmak. Öğrencilerimle konuşmalarımızda öyle şeyler duyuyorum ki, yok kürtçe konuşalım hocam, yok kürtlerin şanlı!!!! tarihi şöyle hocam, ama nedense faşist ben oluyorum. Kürt faşizmini kimse sorgulamıyor.
Şehitlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine de sabır diliyorum. İnşallah anlaşılmaz kalleşçe bir planın parçası olarak kendilerini feda etmemişlerdir.
Şimdi soruyorum, benim gibi kendini uzaydan gelmiş gibi hisseden var mı? Yoksa gerçekten sadece ben mi rahatsız oluyorum.
Beni rahatsız eden olaylara gelince birincisi Kürtçe'nin seçmeli ders oluşu. Yahu kimseyi rahatsız etmiyor mu bu durum. Hangi dili, hangi grameri öğreteceksin? Bundan sonraki adımınız nedir? Bütün dersleri Kürtçe verip iyice mesafe mi koyacaksın aramıza? Asıl bu ayrımcılık değil mi? Bana kalırsa yandaş kürtlerin istediği eşitlik değil -ki zaten eşitiz-, üstünlük.
Ben de bir dil öğretmeni olarak, malumunuz yaşadığım yer Batman, kürtçeyi biraz incelemeye aldığımda bazı ilginçlikler dikkatimi çekti. Öncelikle "Allah razı olsun" kelimesinin kürtçesi "Hoda jite razı be", iyi de bu cümle Farsça, "Teşekkür ederim" kelimesinin kürtçesi "spas" bu da Rusça aynı anlama gelen "spasiba"ya benzemiyor mu? Daha o kadar çok örnek var ki, bu şekilde toplama bir dilin gramerini, edebiyatını nasıl oluşturdun da ders veriyorsun. Başka bir soru da, hangi kürtçenin dersini vereceksin, Tokatlı kürtler Maraşlıyı, Vanlılar Diyarbakırlıyı anlamıyor. Yoksa amacın Kürtlerin dil birliğini sağlayıp asıl amaçlarına ulaşmalarını mı kolaylaştırmak. Artuklu Üniversitesinin Kürt Dili ve Edebiyatı mezunlarını işsiz bırakmıyorsun, peki 4 yıl önce bu bölümü açtığında nihayi hedefin bu muydu? Peki şimdi Kürtçe dersini seçmeli ders olarak okutarak nihayi hedefin nedir?
Biraz önce haberlerde izledim, Ahmet Kaya'nın protesto edildiği tarihte aynı sahnede Ahmet Kaya özel ödülü verilecekmiş. Ahmet Kaya safı belli, Türk Polisine ve Türkiye Cumhuriyetine alenen hakaret eden bir adam. Allah'ım ne günlere geldik, neden kimse tepki göstermiyor.
Son olarak da tabii ki 8 şehidimiz var? Artık yetmez mi? Zaten her istediklerini fazlasıyla aldıkları halde neyin peşindeler hala. Çocuklarını okula gönderdikleri için para alıyorlar, dilimizi konuşmak istiyoruz diyorlar (bu arada zaten konuşuyorlar) Kürtçe ders olarak getiriliyor, zengin-fakir herkes Yeşil Kart kullanıyor, Elektriği Suyu zaten kaçak kullanıyorlar, dedim ya bunların derdi üstün olmak. Öğrencilerimle konuşmalarımızda öyle şeyler duyuyorum ki, yok kürtçe konuşalım hocam, yok kürtlerin şanlı!!!! tarihi şöyle hocam, ama nedense faşist ben oluyorum. Kürt faşizmini kimse sorgulamıyor.
Şehitlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine de sabır diliyorum. İnşallah anlaşılmaz kalleşçe bir planın parçası olarak kendilerini feda etmemişlerdir.
Şimdi soruyorum, benim gibi kendini uzaydan gelmiş gibi hisseden var mı? Yoksa gerçekten sadece ben mi rahatsız oluyorum.
9 Haziran 2012 Cumartesi
ANTALYA YOLCUSU KALMASIN
Okulu kapattık, karneleri verdik, yorucu bir yılın ardından tatili hakettik. Hatta ben biraz fazla hakettim sanırım. Neyse bu gece Antalya'ya uçuyoruz ev arkadaşımla 10 günlük bir tatil yapacaz. Tatil dönüşü görüşmek üzere.
Sevgiyle kalın....
Sevgiyle kalın....
24 Nisan 2012 Salı
GÜLLERİN EFENDİSİNE
Ben yazdım hep, hem burada hem başka yerlerde. Sana hiç yazmadım şimdiye kadar belki de yazamadım. Yazdıklarımda daha önemsiz değildin tabii ki, benim yazacaklarım önemsiz kalacaktı senin varlığının yanında. Sen ki Allah'ın en sevdiği kulu, alemlere rahmet, sen ki bu dünyanın varlığının sebebi; ne yazsam eksik kalacaktı. Şimdi bi cesaret dedim, ateşe su taşıyan karınca misali safım belli olsun diye geçtim bilgisayar başına. En samimi duygularımı yazıya dökmek için.
Ben de seni görmeden seven, sana tabii olan, bununla gurur duyan ümmetinden zavallı aciz bir kulum. Seni görmeden seven yüzlercesine eğitim veren bir öğretmenim. Bu Kutlu Haftayı, senin şefaatini kazanmak için ibadetlerle geçiren muazzam bir toplulukta bir noktayım. Ey Güllerin Efendisi seni görmeden bu kadar çok seven bizler seni görebilseydik ne yapardık. Yapılan ibadetler sana ulaştı mı? Haberdar mısın bu kadar sevildiğinden? Adın her anıldığında getirdiğimiz Salavatları duyuyor musun? Ne düşünüyorsun şimdi, sana layık bir ümmet miyiz biz? Her tarafımız sarılıyken küfürle, haramla, ihanetle, yalanla, şirkle ; en sevilenin sevdiğinin şefaatini kazanma çabamızı başarılı buluyor musun?
Yetmez değil mi? Biz şanssız kullarız, o kadar şey var ki bizi senden ayrı tutan. Birine takılmazsan diğerine mutlaka takılıyorsun. Ey Alemlere rahmet olan Efendim, sen bizim azımızı çok say. Allah'ın rızasını kazanmamız zorken senin de şefaatin olmazsa biz ne yaparız? İlle de ümmetim diyen sana güvenip açıyoruz ellerimizi ; bizi senden mahrum bırakma....
Es-salatu vesselamu aleyke ya Habiballah
Es-salatu vesselamu aleyke ya Nebi Allah
22 Nisan 2012 Pazar
HASANKEYF-MİDYAT-MARDİN
Dün son sınıf öğrencilerimizi moral olsun diye geziye götürdük. Onlara moral bize işkence oldu gerçi. Bu gezininen güzel tarafı gittiğimiz yerlerin büyüleyici oluşuydu. Size resimlerle anlatmaya çalışacağım.
Mor Gabriel (Deyrulumur) Manastırı. 397 yılında yapılmış. Bu arada Mor Süryanicede Aziz demekmiş. Bu manastırın bulunduğu bölgeye Turabdin diyor Süryaniler. Anlamı da "Münzevilerin Dağı" demekmiş. İlk yapıldığı günden itibaren değişik adlarla anılmış Mor Gabriel manastırı ancak 7. yüzyılda yaşamış, değişik mucizeler göstermiş ve azizlik mertebesine yükselmiş Mor Gabriel'in adını almış. Manastır hala aktif olarak kullanılmakta, yani sadece turistik amaçla gezilmiyor. Manastırda inzivaya çekilen Hristiyanlar, rahipler ve rahibeler bulunmakta.
İbranice Arapça'ya benziyor, yazısı da aynı Arapça gibi sağdan sola doğru.
Süryaniler din adamlarını doğuya doğru oturarak veya ayakta defnederlermiş. Bunun sebebi Kıyamet günü Allah Doğu'dan görünecekmiş, Allah'ı karşılamak ve ona duydukları saygıyı göstermek içinmiş. Yukarıdaki mezar da Mor Gabriel'e aitmiş ve o da ayakta defnedilmiş. Hala ziyarete gelen bazı Hristiyanlar mezarından toprak alırmış bereket olsun diye.
Burası Midyat Konukevi.
Midyat'ın dar sokakları.
Geziyi öğrenciler için düzenlediğimizden, onları Aruklu Üniversitesine götürdük ve kısa bir tanıtım yaptık. Üniversitenin yeni binası inşa ediliyormuş burası seneye sadece rektörlük olarak kullanılacakmış.
Kasımıye Medresesi, Artukoğulları zamanında yapımına başlandığı ve Akkoyunlular döneminde Sultan Kasım'ın tamamladığı ve Sultan Kasım'ın bu medrese öldürüldüğü tahmin ediliyor. Bu yüzden bu adla anılıyor. İçinden akan bir çeşme var ve açık avlulu, iki katlı bir yapı.
Tadilat nedeniyle çok birşey göremedik. Avlusunda sergilenen Tıp ilmiyle ilgili panoların resmini çekebildim.
Şeyh Çabuk Cami, ismini Peygamber Efendimizin postası Şeyh Çabuk'dan almış. Şeyh Çabuk'un kabri bu camiinin içindedir.
Kırklar Kilisesi, Şehit Mar Behnan ve kızkardeşi Sara adına 6. yüzyılda yapılmış, Şeyh Çabuk Cami ve Kırklar Kilisesinin içinden görüntü alamadım malesef.
Mardin her tarafı tarih dolu inanılmaz büyülü bir şehir, bize rehberlik yapan öğretmen arkadaşımız Mardin'in daha ancak %20'sini görebildiğimiz söyledi. Bir güne sığımayacak kadar çok görülecek yeri var. Oraya gelen yabancı turistler en az 1 hafta kalıp doya doya geziyorlarmış.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






