27 Şubat 2016 Cumartesi

KONSTANTİNİYYE OTELİ - ZÜLFÜ LİVANELİ - ELEŞTİRİ

Baştan uyarıyorum, bu yazı ağır eleştiri içermektedir.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, fırsatını, hikayesini ya da daha doğrusu her ortam bulduğunda Zülfü Livaneli'nin Türkleri küçümsemesinden, aşağılamasından bıktım. Daha önce de Leyla'nın Evi romanında yaptı aynı şeyi ama kitabın hikayesi gereği yaptığını düşünmüştüm. Ama şimdi anlıyorum ki Zülfü Beyimizin kendi fikirleriymiş bunlar. Ona göre Ermeniler haklı, Kürtler haklı, Yahudiler haklı, eşcinseller haklı, hayat kadınları haklı ama garip Anadolu insanı kötü, haksız, hatta tu kaka.

Eleştirmeye nereden başlasam ki; mesela kitabın 105. sayfasında

"Hacı Mahmut pabuçlarını çıkararak camiye girdi; farzı ve sünnetiyle beş rekatlık namazını kıldıktan sonra......."

Sayın Livaneli sabah namazı 4 rekattır farzı ve sünnetiyle beraber.

Başka bir yerde kitap karakterlerinden birine şöyle bir soru sorduruyor. "Madem İslamiyet Muhammed'le birlikte geldi o zaman babasının adı nasıl Abdullah oluyor."

Açıklayayım sayın Livaneli Abd Arapça'da kul veya köle anlamına gelir Allah kelimesi de El-İlah kelimesinin kısaltılmış halidir ve İlah kelimesi yani tapılan şey kelimesi İslamiyetten önce de mevcuttu. Dolayısıyla Abdullah ismi İlahın kulu manasındadır.

405. sayfada Hz. Muhammed'in ölümünü anlatırken;

" Konstantiniyye'yi alamadan, alındığını göremeden ruhunu teslim etti. Cenazesi sadece aile üyeleri tarafından kaldırıldı, oracığa gömüldü; çünkü müslümanlar kimin halife olacağı kavgasına tutuşmuştu. Bazı iman sahipleri bunun sebebini Hz. Muhammed'in bir devlet ve servet bırakmış olmasıyla açıklarlar. Yakınındakiler, çarmıhta can veren Hz. İsa'nınkiler gibi aranacak arkadaşlar değillerdi. Ortada paylaşacak bir iktidar vardı." Devamında ise sırayla Hz. Ebubekir'in sonra Hz. Ömer'in sonra Hz. Ali'nin en son da Hz. Osman'ın halife olduğundan bahsediyor. Yani yazarımız halife sıralamasında da cahil.

Kitabın bir başka yerinde Tayland'da hayat şartları yüzünden hayat kadınlığı yapan masum! Nuk ile Hamburg'lu Manfred'in birleşmesinden hamile kalan Nuk bu gebeliği bitirmek için kürtaj olur. Hacı İsmail adında bir adam ve karısı kök hücre tedavisi için Bangkok'a gider ve kürtaj yapılan ceninden yeni hücreler yapılarak İsmail ve karısına verilir.

Bu olay sanki Hacı İsmail'le karısının suçuymuş gibi şöyle anlatılır;

"Manfred ile Nuk'un talihsiz bebekleri Germen ve Tay genleri hacılara geçerek, onların perişan dizlerinde yeni kıkırdaklar oluşturdu. Hacı İsmail Efendi, Allah'a şükrederek namazlarını yine ayakta kılmaya başladı. Hem de çok şükür hiçbir haram yiyeceğe el sürmeden, gavur ellerinden tertemiz dönerek."

Bir başka konu da coğrafyamızla ilgili Livaneli bu coğrafyanın insanları tembelleştirdiğini bu yüzden hiç Türk alim yetişmediğini söylüyor. Hatta bütün dünyada çalışkanlıklarıyla bilinen yahudilerin de bu topraklara geldikten sonra tembelleştiğinden dem vuruyor. Birazcık açıp internette gezince sayısız Türk ve Müslüman alim bulabilir halbuki. Ama ben en son tanıdığımız Aziz Sancar'ı hatırlatayım.

Kitaptaki bir başka konu da "Roboski" hakkında. Yani Uludere hakkında. Yine masum! günahsız! tertemiz! 34 kişinin ölümü konu edilmiş. Ama cenazelerinin PKK şovuna dönüştüğünden bahsetmemiş nedense.

Görünen o ki okuyucunu önemsemiyorsun ve yanlış bilgi veriyorsun. Cahil bir kitleye mi hitap ettiğini zannediyorsun. Daha yazmak istediğim çok şey var ama uzatmak istemiyorum.

Son söz olarak Sayın Livaneli beğenmiyorsanız canım vatanımı defolup gidebilirsiniz. İstediğiniz ülkede yaşayabilecek güce sahipsiniz. Bir zamanlar sanatçılığını, duruşunu sevdiğim bir insandınız artık ne kitabınızı alırım, ne okurum ne okuturum.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme