19 Ocak 2014 Pazar

NAR AĞACI NAZAN BEKİROĞLU

Nazan Bekiroğlu'nun okuduğum ilk kitabı. Dilini, akışını daha da önemlisi hikayesini çok beğendim. Öyle bir dokundu ki anlatılanlar, zaman zaman gözlerimin yaşardığı da olmuştur.

"Eşkıyalardan biri cesetlerin arasında nasılsa sağ kalmış bir kadını fark etmişti, teni henüz sıcak fakat canı yarı bir kadın. Kırık ağız arkadaşlarına seslenirken onun ne söylediğini, hangi dilde söylediğini duyamadı Büyükhanım, duymak da istemedi.

........

İmanı kuvvetliydi Büyükhanım'ın. Fakat daha çocukluk zamanında en fazla cennetin olmamasından korkar, "ya cennet yoksa" diye içinden geçirmeden edemezdi.

Bu kez, sarıldığı cesedin bumbuzluğundan üşürken "Rabbim" dedi, "Beni bağışla. Dilimin söylediğinden beni hariç tut." Yutkundu boğazındaki yumruyu itmeye çalışarak, "İstersen de tutma. Ama bundan sonra cennetinin yokluğu değil, beni cehenneminin yokluğu korkutur."

Bu satırlar kitapta en etkilendiğim sözlerden.

Benim annemin annesi Kırım Türklerinden, annemin babası da İran Türklerinden. Kitabın beni bu denli etkilemesinin altında, farklı yerlerden akan iki nehrin Orta Anadolu'da buluşup, orada yeni dereciklere hayat vererek en son bana kadar ulaşan bu akıntının bir parçası olmamdır belki de.

Ben anneannemin ve dedemin kökenine inebilmek için böyle bir maceraya girişsem dedim kitabı okurken. Gözüm yemedi. Bizimkilerin hikayesi de aşağı yukarı aynı acıları, aynı sürgünleri, aynı gurbetleri ve aynı sılayı kapsıyordur. Anadolu topraklarına kadar gelebilen birbirlerinde hayat bulmuş bütün farklı nehirler gibi.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme